Orta Vadeli Programda Neler Olmalı?

Orta Vadeli Programda Neler Olmalı?

– Politik istikrarın ekonomik istikrara nasıl dönüştürüleceği ve uluslararası piyasalara ve yatırımcılara güçlü, liyakatli ve etkin kadrolarla verilecek güven mesajı

– Kamu harcamalarında şeffaflık ve hesap verilebilirliğin nasıl olacağı

– Kamu kaynaklarının etkin kullanımı ile ilgili yol haritası

– Kamu tasarruflarının nasıl, hangi aşamalarda yapılacağı ve ne kadarlık bir gelir hedeflendiğinin belirtilmesi

– Özel sektörün kısa ve orta vadeli borçlarının yapılandırılmasına yönelik atılacak somut adımlar

– Yatırım proje finansmanında alternatif modellerin açıklanması

– Sermaye piyasalarının etkinliğinin arttırılmasına yönelik uygulamalar

– Küresel finans sisteminden kopmadan faizsiz ekonomi sisteminin yaygınlaşması için atılacak somut adımlar

– Halkın tasarruflarının ekonomiye nasıl kazandırılacağına dair somut ve temel uygulamaların hayata geçirilmesi

– Lüks tüketimin kısıtlanması ve yapılacak tasarruflara yönelik tedbirlerin açıklanması

– Vergi politikasında kazanç ve ihtiyaç esaslı, yapısal ve basitleştirici değişiklikler

– Enerji bağımlılığını ve cari açığı düşürmeye yönelik alınacak tedbirler ve izlenecek yol haritası

– Üretim maliyetlerini düşürmeye ve dövize bağımlılığı azaltmaya yönelik alınacak tedbirlerin açıklanması

– Teknolojik dönüşümün ekonomik dönüşüme katkısına yönelik atılacak somut adımlar listesinin açıklanması

– Gelir paylaşımını esas alan yeni ekonomi modelinin tanıtılması

– Karma fonlama mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik uygulamaların anlatılması

– Bireysel emeklilik sistemine yönelik yapısal değişiklikler ve yatırım araçlarının zenginleştirilmesine yönelik öneriler

– İhracat-ithalat dengesine yönelik atılacak adımlar listesinin açıklanması

17.09.2018, İstanbul

Advertisements
Posted in Güncel Konular, İş Dünyası | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Comment

Eğitim Sistemimiz İçin Prensipler ve Tavsiyeler

Eğitim Sistemimiz İçin Prensipler ve Tavsiyeler

Yeni eğitim ve öğretim döneminin başlamasına sayılı günler kala, eğitim sistemimize yönelik birkaç önerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazımın içeriğinde sorunlara değinmeden- bu sorunları daha önce yazdığım birkaç yazımda da dile getirmiş ve çözüm önerileri sıralamıştım- sistemin geleceğine dair bazı temel prensipleri ve somut bazı önerilerimi sizlerle paylaşacağım:

  1. Güzel Ahlak ve Kul Hakkına Saygı Eğitimi

Eğitim sistemimizin bana göre ilk ve vazgeçilmez en önemli hedefi iyi ve güzel ahlaklı, başkasının hakkını yemeyen, kendine ve topluma faydalı, toplumla barışık, özdeğerlere sahip, özgüveni ve özsaygısı olan bireyler yetiştirmektir. Bunu yapabilmenin en temel adımı ise daha okul öncesi eğitim seviyesinde çocuklarımıza bu eğitimi uygulamalı olarak vermeye başlamaktır. Sistem güzel ahlak ve kul hakkına (bu dünyada yaşayan tüm canlılar dahil olacak şekilde, aslında dünyaya saygı) saygı eğitimi üzerine inşa edilmelidir.

  1. Temel Değerler Eğitimi

Sistem, milli ve manevi değerlerimizi en yalın haliyle ve en doğru kaynaklardan ancak bireylerimizi sorgulatan, düşündüren ve olaylardan ders çıkarttıkları bir perspektifte sunmalıdır. Örneğin tarih eğitimi verilirken geçmişte yaşanan fetih ve başarısızlıklar, bir kronoloji biçiminde değil yaşanmış her olaydan bir paye çıkartacak şekilde öğrencilerimizle paylaşılmalıdır.

  1. Ortak Çalışma/Ortak Yaşama ve Paylaşım Kültürü

Atasözlerimiz bir cümleyle paragraf dolusu yazıyla anlatılacak hususları bazen o kadar net ve güzel anlatıyor ki: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” mesela buna güzel bir örnek. Bireysel yetenek ile takım içinde birey olabilme ve takım kültürünün başarıya etkisinin küçük yaşlarda sistematik bir şekilde çocuklarımıza aktarılması. Aynı zamanda bilgi paylaşımı ve ortak amaçlar sayesinde hedef büyütme ve farklı fikirlere rağmen ortak yaşama alışkanlığı edindirme de sistemin vazgeçilmez umdeleri arasında olmalıdır.

  1. Araştırma ve Geliştirme Kültürü

Hazır bilgi, ezber bilgisi, insana faydası olmayan ve en kısa sürede unutulmaya açık bilgidir. Daha çocuk yaşlarda bireylerin araştırmaya ve geliştirmeye olan isteklerini ve potansiyellerini ortaya çıkaracak bir yaklaşımla üreten bir toplum oluşturabiliriz. Bu da başta ekonomimiz olmak üzere toplumun en temel sorunu olan tüketim anlayışını yok edecek yegane yaklaşım olacaktır.

  1. Yetenek Odaklı Bakış Açısı

Ortak bir müfredat elbette önemli ve nüfusu yüksek bir ülke için mecburi olsa da yetenek odaklı bir bakış açısını mutlaka sistemimize adapte etmemiz gerekir. Anadolu toprağı geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi bu dönemde de nice bilim insanları, sanatçıları, mütefekkirleri ve alimleri bağrından çıkaracak potansiyele sahiptir.

  1. Muhakeme ve Mukayese Kültürü

Sistem, bireylerin olaylara, yaşananlara yaklaşımında bir muhakeme mekanizması çalıştıracak şekilde kurgulanmalı, mukayese ederek sebep-sonuç ilişkisi içerisinde olaylar arasında bağlantı kurulması sağlanabilmelidir.

  1. Sabır Yaklaşımı

Sistem, başarının ancak sabır gösterilerek ve ara verilse de hiç yılmadan ve çok çalışarak elde edilebileceğini, kolay başarının çabuk yitirilip gideceğini vurgulayan bir yaklaşımı benimsemelidir.

  1. Girişimci Bireyler Yetiştirme

Girişimcilik ilk başta insanın içinden gelen kişiye özel bir durum gibi gözükse de aslında daha küçük yaşlarda özgüven aşılanması suretiyle birçok bireyin büyük işlere imza atmasının önü açılabilecek bir sistem kurgusu olarak ele alınmalıdır.

  1. Mutlu İnsan, Mutlu Toplum Yaklaşımı

Bireyin mutluluğunun toplumun mutluluğunu oluşturduğuna, toplumun mutlu olması için de bireyin toplumsal faydayı gözettiği çift yönlü bir mutluluk anlayışının sağlanması

Bu temel prensipler daha da kategorilendirilebilir ya da maddeler birleştirilebilir/ayrıştırılabilir. Önemli olan bu prensipler bütününü içine alacak tam teşekküllü bir sistemin kurgulanabilmesidir.

Bu prensipler çerçevesinde kurulacak bir eğitim sisteminin başarılı olabilmesi için aşağıdaki önerilerimin hayata geçirilmesi ülkemiz geleceği için oldukça fayda sağlayacaktır:

  1. İlköğretim çağından itibaren öğrencilerin ödev olarak hazırladığı projeler, üretmeye odaklı ve her biri gelecekte büyük bir projeye/esere dönüştürülecek bir yaklaşımla kurgulanmalı, bu kurgu birkaç pilot uygulamada hayata geçirilerek tüm okullarda yaygınlaştırılmalıdır.

 

  1. Üniversiteler arası iletişim ve koordinasyonun arttırılarak bir üniversitede yapılmakta olan bir projeden diğer üniversiteler de haberdar olabilmeli, benzer projeler üzerinde çalışan öğrenci ve ekipler biraraya getirilerek maddi ve manevi olarak desteklenmelidir.

 

  1. Üniversitelerde yapılan projeler, yüksek lisans ve doktora tezleri, akademik yayınlar içerisinde özel sektör temsilcilerinin de yer aldığı kurullarca incelenerek hayata geçirilecek bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.

 

  1. Yurtdışında üretilen akademik çalışmaları izleyen ve bunları ülkemizin faydasına sunacak şekilde raporlayan bir ekibin oluşturulması

 

  1. Sanayi-sanat ve akademi arasındaki işbirliği ve köprünün somut projelerle kurulması, örneğin ülkenin istihdam politikasının bu eksende tekrar şekillendirilmesi

 

  1. Belli konularda uzmanlaşmış ve geleceği iyi okuyan ihtisas üniversitelerin özel sektörle işbirliği içerisinde geleceğin mesleklerine, iş kollarına ve gereksinimlerine uygun projeler üretmesi

Çocuklarımızın daha huzurlu ve mutlu olabileceği bir dünya, ancak onlara vereceğimiz kaliteli ve iyi bir eğitimle mümkün olacaktır.

3 Eylül 2018, İstanbul

Posted in Güncel Konular, İş Dünyası | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Yastık Altı Birikimler Ekonomiye Nasıl Kazandırılır?

Posted in İş Dünyası | Leave a comment

Ekonominin Dili

16 Ağustos Perşembe TGRT Haber’de 9.45’te yeni yatırım finansman modelimi anlatacağım.

Posted in İş Dünyası | Leave a comment

Acaba/Çünkü/Peki Nasıl?

Acaba?

Tüm dış faktörleri, ticaret savaşlarını, Trump etkisini ve ekonomik saldırıları bir kenara bırakırsak;

İhracat gelirleri artsın diye mi dövize müdahale edilmiyor?

Politik gerilimin kura negatif yansıyacağı bilinmiyor mu?

Faiz artışlarında beklentilerin aksine pas geçilen dönemlerden sonra yapılan ciddi artışların etkisinin sınırlı olduğu bilinmiyor mu?

Yatırımcıların yani paranın gelmesi için politik istikrar ve yasal ve yapısal reformların acil olarak yapılmasının gerektiği bilinmiyor mu?

TL’deki değer kaybı sebebiyle üretim maliyetlerinin arttığı ve bundan dolayı enflasyonun daha da artacağı düşünülmüyor mu? Bu durumun düşük enflasyon hedefi ile ters düştüğü bilinmiyor mu?

Aşırı borçlanmanın ülke ekonomisini sıkıntıya soktuğu, sermaye piyasası araçlarının ve faizsiz enstrümanların artışının gerektiği, birikimlerin bu enstrümanlar üzerinden ekonomiye katılmasının çift yönlü fayda sağlayacağı düşünülmüyor mu?

Aslında yapılması gerekenleri ekonomiyi yönetenler mutlaka çok iyi biliyordur. Peki neden adım atılmıyor ya da atılan adımlar sonuç vermiyor?

Çünkü:

Hamlelerde zamanlama hataları yapılıyor,

Güven telkin eden ve uluslararası düzeyde kabul gören bir ekip kurulmuyor, kurulamıyor,

Kendi içinde barışık bir sistem ve toplum görüntüsünden uzak bir tablo çiziliyor,

Orta ve uzun vadeli planlar yerine dönemsel teşviklerle kısa süreli çözümler tercih ediliyor,

Gerilimi düşmeyen bir dış politika ile odak kayması yaşanıyor.

 Peki Ne Yapmalı?

Toplumsal mutabakat, hukukun üstünlüğü, uzun vadeli planlamalar ve yapısal reformlar, güçlü bir ekip, düşük tansiyonlu bir dış politika stratejisi, üretim odaklı bir ekonomi yönetimi, eğitim sisteminde yapısal dönüşüm ve bireyden topluma, toplumdan bireye doğru akan bir bilinçlenme hareketi ve gelecek vizyonuna uygun bir yaşam ve değerler anlayışı kazandırma hamlesi…

Posted in Güncel Konular, İş Dünyası | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Ekonomi Nasıl Düzelir

Ekonomi Nasıl Düzelir?

Seçimden bir gün önce, seçim sonrasında ekonomide çözüm bekleyen hususları özetle şu şekilde sıralamıştım:

  • Aşırı yükselen kurlar ve faiz oranları,
  • Çift haneli işsizlik ve enflasyon,
  • Cari açık ve ihracat-ithalat dengesizliği
  • Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılık,
  • Özel sektör borçluluk oranları ve
  • Yabancı yatırımcıların geri gelmesi.

Tüm bu sorunlara aynı anda çare bulmak oldukça güç, çünkü birine yapacağınız bir müdahalenin diğerini daha da sıkıntıya sokması söz konusu (faizi düşürmek isterseniz kurlar yükselecek, yatırımları azaltırsanız büyüme yavaşlayacak, fiyatları düşürmek için ithalatı arttırsanız cari açık artacak v.s.)

Yukarıda yer alan tüm sorunlara eş zamanlı olarak tek bir çözüm getirebilmek ancak katılım odaklı bir ekonomik yapıyı (mevcut uygulanma biçiminden farklı bir bakış açısıyla) hayatımızın her alanına yayabilmekten geçiyor.

Aralık 2017 sonu itibariyle bankalarda 1.7 trilyon TL mevduat bulunmakta ve bunun %21’i vadesiz mevduat olarak değerlendirilmektedir. Katılım bankacılığında toplanan mevduat ise 105 milyar TL mertebesindedir. Öte yandan bireysel emeklilik fonlarında otokatılım dahil Haziran 2018 itibariyle 84 milyar TL birikmiş durumdadır.

Merkez Bankası’nın son Finansal İstikrar Raporu’na göre yastık altında yaklaşık olarak 400 milyar TL’lik altın yer aldığı belirtiliyor. Özetle vatandaşın ekonomiye doğrudan ya da dolaylı olarak kazandırabileceği ciddi bir birikimi aslında mevcut. Mesele bu birikimi faizsiz bir çerçevede ülkemizin ve vatandaşlarımızın ortak menfaatinde kesiştirebilecek bir kurguyu hayata geçirmektir.

Bu birikimlerin üretim ve istihdamı destekleyecek bir çerçevede ekonomiye kazandırılabilmesi; gerek faiz oranlarını aşağı çekme, gerek üretim odaklı yaklaşım sebebiyle ithal ürünleri ikame edecek üretim tesislerini kurmak suretiyle dış ticaret dengesine pozitif katkı sağlama ve yeni istihdam alanları açarak işsizliği azaltma, gerekse de vatandaşın alternatif yatırım araçlarına yönelmesi ile birlikte dövize olan talebini azaltması sayesinde kurlarda bir düşüşe ve enflasyonda azalmaya olanak sağlayacaktır. Ekonomide taşların yerine oturduğunu gören yabancı yatırımcının, politik tansiyonun düşmesi ve sağlanacak ekonomik istikrarla birlikte doğrudan ve dolaylı yatırımlarla nakit akışı sağlaması da orta vadede tekrar mümkün olacaktır.

Tüm bu sıraladıklarımın hayata geçirilebilmesi için temel bazı alışkanlıklarımızı değiştirmek ve bazı önemli adımlar atmamız gerekmekte:

  • Vadeli mevduat yerine birikimlerimizi üretim yapan firmalara girişim sermayesi yatırım fonları gibi sermaye piyasası araçlarıyla ve halka arz olan şirketlere ortak olmak suretiyle değerlendirmek,
  • Katılım ekonomisini ön plana çıkarmak ve aşırı ve lüks harcamalardan uzak durmak,
  • Konutu yatırım unsuru olarak görmek yerine içinde huzur bulunan birer araç olarak görmek, satın alma yerine kiralama seçeneğini değerlendirmek,
  • Her türlü finansman ihtiyacında sabit faiz yerine karlılık esaslı bir modeli hayata geçirmek,
  • Başta teknoloji odaklı olmak üzere tüm katma değeri yüksek ithal ürünleri ikame edecek bir teknolojik üretim seferberliği ilan etmek,
  • Şirketlerimizin daha şeffaf yönetilebilmesini sağlayarak bu şirketlere yatırım yapacak vatandaşların güvenini tesis etmek
  • Her alanda üretim-tüketim dengesini gözetmek.

Gelişmekte olan ülkelerden para çıkışının arttığı, doların tüm dünyada güçlendiği, ticaret savaşlarının ve ekonomik yaptırımların çoğaldığı, ülkemizde dışardan kaynak bulma maliyetinin yükseldiği bu dönemde ekonomi ancak tüm paydaşların ortak akıl ve iradesiyle düzlüğe çıkabilecektir. Eldeki kaynaklar aslında bunu yapmak için yeterli. Yeter ki bu istek ve iradeyi hep birlikte ortaya koyabilelim.

Dr. Levent Sümer

26 Haziran 2018

Posted in Güncel Konular, İş Dünyası | Tagged , , , , , , , , , | 3 Comments

Faizi Sıfırlayan Modellerle Geliyorum: 16 Mayıs 2018 Türkiye Gazetesi Ropörtajım

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Projesi olan buyursun’ açıklaması sonrası 24 Haziran seçimlerinde Mardin’den AK Parti Milletvekili aday adayı olan Dr. Sümer projelerini anlattı.

m.turkiyegazetesi.com.tr/amp/gundem/560356.aspx

Uluslararası Proje Yönetim Enstitüsü (UPYE) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Levent Sümer, Mardin’de sevilen ve saygın bir aileden geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Projesi olan buyursun’ daveti üzerine Dr. Levent Sümer, 24 Haziran seçimlerinde Mardin’den AK Parti Milletvekili aday adayı oldu. Mardin’den derece ile üniversiteye yerleşen Sümer, eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesinde inşaat mühendisi olarak bitirdi ve yurt dışında öğrenimini master ve doktora yaparak tamamladı. Ülke genelinde inşaat alanında önemli projelerin yönetiminde yer alan Sümer, çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı ders veriyor. Levent Sümer’le milletvekili seçilmesi durumunda hayata geçireceği projeler ve Mardin’in problemlerine yönelik çözüm önerilerini konuştuk. “Faizi sıfırlayan modellerle geliyorum” diyen Sümer’in o projelerini özetle şöyle:

Ülkemizin en temel meselelerinden biri finansman problemi ve büyük çaplı projeleri finanse edecek kaynak bulamaması. Bu çerçevede baktığımız zaman Boğaziçi Üniversitesinde geliştirmiş olduğum Varlık Fonu’na hayat verecek olan büyük çaplı yatırım projelerinin halka arz yoluyla finansmanı ve Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) fonlarının buraya kanalize edildiği bir önerim var. Örneğin, şehir hastanelerinde kamu-özel ortak yoluyla hayata geçen ve buna benzer projelerin hepsinde vatandaşın birikimi olan BES vasıtasıyla sermaye piyasası araçlarıyla fonlandığı vatandaşın bir cebinden çıkıp diğer cebine koyabileceği kendi içinde dönen ekosistem geliştirdim. Bu model faizsiz bir taban üzerine dayalı… Bizler vatandaş olarak bu projelere ortak olmaya başladığımız noktada yabancı yatırımcılar kreditör olmak yerine onlar da projeye ortak olmaya çalışır. Bu proje gerçek anlamda Varlık Fonu’nun içini dolduracak. Ülkemizin varlıklarını Türkiye için harcayabilecek altyapı oluşturacak… Bu noktada hem BES fonlarındaki birikimlerimiz hem de bankadaki mevduatlarımız ile vatandaşın birikimini vatandaşa sağlayabiliriz.

Bunun yanında Müşareke Fonu ile firmalara borç vermek yerine onlara ortak olalım diyorum. Şirketleri şeffaflaştırıp daha fazla sermaye piyasasına dâhil ederek kredi kuruluşların veyahut bankaların dönemsel olarak ortak olmasını sağlayabiliriz. Doğal olarak şirketlere kâr veya zararına ortak olursak firmalara daha iyi yönetme noktasında faize dokunmadan aslında şirketlerin daha iyi noktaya gelmesini sağlamaya çalışırız.

Diğer bir model yine faizsiz tabana dayalı geliştirdiğim model. Konutlardaki stokların eritilmesine yönelik yaklaşımım. Her sene 1,4 milyon adet konut satışı yapılıyor. Şuanda ipotekli satış oranları konut kredi faizleri yüksek olduğundan ciddi anlamda bir gerileme var. Bazı bankalar bu oranları geri çekti ancak bunun sürdürülebilir olması için kira getirisine endeksli olarak yine BES Fon’uyla entegre edecek olan bir faizsiz konut finansmanı öneriyorum.

Sümer: Elimi taşın altına koyuyorum

AK Parti hükûmetinin dış politikada, ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda ve her alanda devrim niteliğinde projeler gerçekleştirdiğini ifade eden Sümer, Türkiye’deki istikrarın ve refah seviyesinin daha iyi seviyelere çıkarılması için kendilerinin de bu yolda çalışacaklarını kaydetti. Sümer “Oyun kurallarının değiştiği yeni dünya düzeninde ‘Daha Güçlü Türkiye’ için yola çıkma ve taşın altına elini koyma zamanı” dedi.

Posted in İş Dünyası | Leave a comment